27 Şubat, 2010

111 - En Çok Kullanılan Şifre: 123456

Cumartesi, Şubat 27, 2010 Gönderen Berna Arslan , , yorum yok
Her geçen gün üye olduğumuz siteler ve kullanığımız şifreler artmakta. Bazen yeni bir şifre bulmakta zorlanıyoruz, veya siteye geri döndüğümüzde hatırlamıyoruz. Bazen aynı şifreyi sürekli olarak kullanıp güvenliğimizi tehlikeye atıyoruz. Scienceblogs.com'da yayınlanan bir yazıya göre en sık karşılaşılan şifre 123456 imiş (itiraf ediyorum, benim de kullandığım zamanlar oldu). Bu bilgiyi nereden edinmişler derseniz, çok kullanıcıya sahip bir forum olan phpbb.com ele geçirilmiş ve şifreler siteyi ele geçiren kişi tarafından "halka açılmış".


Aşağıda 123456 hariç en popülerinden başlayarak en çok kullanılan 20 şifreyi görebilirsiniz:

password
 
phpbb 
qwerty 
12345 
12345678 
letmein 
1234 
test 
123 
trustno1 (X-Files'ta kullanılan şifre imiş)
dragon
abc123
123456789
111111
hello
monkey
master
killer
123123


Makalenin yazarlarından biri sorunların çözümü için KeePass programını önermiş. Programın iddiası şu:  Sadece bir yönetici şifreyi aklınızda tutmanız yeter, gerisini biz hallediyoruz.
Buraya tıklayarak ücretsiz yazılıma ulaşabilirsiniz. Şifrelerle ilgili birkaç istatistik daha edinmek isterseniz, buraya göz atabilirsiniz.

21 Şubat, 2010

109 - Kucak Dansı Hakkında lg Nobelli Araştırma

Pazar, Şubat 21, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , , , yorum yok
Lg Nobel ödülleri, Nobel ödüllerini ti'ye alan ve "güldürürken düşündüren" araştırmalara her sene Ekim ayında verilen ödüllerden oluşuyor. Ben de ekonomi dalında ödüllü ilginç bir araştırmaya rastladım ve paylaşmak istedim, buyrun:

Geçenlerde gazetede "pole dancing" adı verilen kavramın dünyada gitgide yaygınlaştığı hakkında bir haber okudum. Türkçe'ye direk dansı diye mi çevrilir bilemedim, ancak hepimiz Amerikan film veya dizilerinde en az bir kere bunun bir örneğini görmüşüzdür diye tahmin ediyorum. Genelde striptiz kulüplerinde geçen sahnelerde çok popüler olan bu dans türü oldukça rağbet görüyor ve kurslar açılıyormuş. Gazetede okuduğuma göre bu dans türünün ilginç bir hikayesi var. Doğruluğundan şüphe ederek kısaca aktarıyorum: Bu dans çeşidi, 12. yüzyılda Pagan bereket dansından çıkmış ve Victoria döneminde masumiyeti temsil etmiş. 1980'lerde ise Kanada'da striptiz kulüplerinde tekrar başlamış. Masumiyeti temsil etme ve striptizin, aynı dans çeşidini anlatmakta kullanılması ise kafa karıştırıcı. 



Biraz araştırınca gördüm ki, "maypole dancing" diye bir kavram daha varmış, bunu da filmlerde görmüş olabilirsiniz. Bu da çiçeklerle süslenmiş bir direk etrafında dans edilmesine karşılık geliyor ve eski bir geleneğe dayanıyor. Bir örneğini yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Sanırım gazetede söylenmek istenen de bu olmuş. 

Her neyse, biz gelelim başlıkta ne anlatmak istediğimize. Bu direk dansı konusunda Wikipedia'da bakınırken, sayfada gördüğüm bir bağlantıya tıklayarak, Hollywood'un pek sevdiği "lap dance" yani, kucak dansı kavramına ulaştım. Ve 2007'de kucak dansı hakkında yapılmış ilginç bir araştırmaya rastladım. 60 günlük bir süre boyunca 18 dansçı hakkında şöyle bir istatistik toplanmış:  Dansçılar tarafından en yüksek bahşişlerin kazanıldığı zamanın yumurtlama (ovülasyon) dönemi, yani doğurganlığın en çok arttığı dönem ve en düşük bahşişlerin kazanıldığı zamanın ise menstruasyon dönemi olduğu gözlenmiş. Kısaca, dansçıların doğurganlık seviyeleri ile aldıkları bahşişler arasında kurulan ilişki bunu "keşfeden" ekibe ödül kazandırmış. 

16 Şubat, 2010

108 - Avatar Neden Mavi?

Salı, Şubat 16, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok
James Cameron'ın son filmi Avatar birçok ülkede geniş yankı buldu. Bunu kullanılan çağdaş teknolojiye ve yapılan geniş tanıtım çabalarına borçlu olan filmi geç de olsa bugün izleyebildim. 

Peki avatarlar, yani yerli Na'vi halkı neden mavi? Bunun uzun bir geçmişi olduğunu 2005 yılında yayımlanmış Fransızca bir makale iddia ediyor. Makalenin adının İngilizce çevirisi aşağı yukarı "Blue Avatars, about three strategies of cultural borrowing at the heart of computer culture"a denk geliyormuş, yani Türkçe olarak "Mavi Avatarlar, bilgisayar kültürünün merkezinde üç kültürel ödünç alma stratejisi hakkında" olarak düşünebiliriz.

Peki bu makale ne anlatıyormuş? Bunu makalenin yazarı bir sitede maddeler halinde özetlemiş, ben de bu maddeleri hem çevirmiş hem de daha da özetlemiş olayım:

1.
"Avatar Tanımı": Avatar, teknolojik olarak geliştirilmiş, kişinin belli zorlu fiziksel işlevleri gerçekleştirmek üzere büründüğü vücuttur.

2.
"Bu fikri kim buldu?": Zaten Hintlilerin inanışında var olduğu söylenmiş. Bunun dışında, Fransız yazar Théophile Gautier 1856'da aynı isimli bir roman yayımlamış. Ana karakter Octave engelli genç bir adamdır, Hindistan'dan yeni dönmüş doktor elektromanyetik bir aletle Octave'ın vücudunu yeni bir vücut ile değiştiririr. Film ile oldukça benzer bir nokta.



3. "Niye mavi?":  Orta- ve uzakdoğu dinlerinde mavi tanrılar (ve tanrıçalar) oldukça yaygın: Örneğin, Vishnu ve Shiva Hint inanışında mavi tanrılar olarak temsil edilir, bunun dışında Mısır ve Çin mitolojilerinden de etkilenildiği düşünülüyor. Bunun dışında çizgiromanların ve popüler kültürün de etkisi olduğu düşünülüyor.

4. "Neden tekerlekli sandalye?":  
Avatar ile ilgili konuya sahip filmlerden bazıları daha önce de engellilik durumuna değinmiş. Cameron'ın filminde engelli eski bir asker, yeni vücuduna bürünür ve engellilik halinden yeni vücudu ile kurtulur. Fiziksel eksiklikler süperkahraman literatüründe de oldukça sık karşımıza çıkan bir olgu. Örneğin Daredevil'in gözleri görmez, Thor topallar, Superman'in gözlükleri vardır.

Bu bilgileri aldığım sayfaya göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

15 Şubat, 2010

107 - Hayalet Evlilik

Pazartesi, Şubat 15, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok

Çin kültüründe yer alan Hayalet Evlilik kavramı, evlenenlerden birinin veya ikisinin ölmüş olması durumunu anlatıyor. Nasıl evleniyor peki bu kişiler derseniz, tören aile tarafından düzenleniyor diye cevap verebiliriz. Ölmüş kişiler çeşitli şekillerde temsil edilebiliyormuş bu törenlerde: Bambu, kıyafet veya kağıttan yapılmış bir kukla ya da heykel ile.


Peki amaç nedir?

Birçok farklı sebep varmış hayalet evlilik için; örneğin çiftin (biri veya ikisi ölmeden önce) nişanlı olması, küçük bir erkek kardeşin ağabeyinden önce evlenmemesini sağlamak, bekar bir kız evladın aile soyağacına eklenmesi gibi. Evlenmemiş bir kız evlat büyük bir utanç olarak algılanıyormuş. Bunun dışında erkek evlat evlenmeden ölürse, yaşayan veya ölü bir kız ile hayalet evlilik yapılabilirmiş, ancak yaşayan bir kız ile yapılması ve bu kızın doğurduğu çocukların evliliğin yapıldığı aileye dahil edilmesi tercih edilirmiş. Tabii burada da para konuşurmuş yani ölen erkek evladın ailesi zengin ise ancak böyle durumlar gerçekleşebilirmiş. Ölümden sonraki dünyada eşsiz kalınmaması temel amaç denilebilir.

Hayalet evlilik sadece Çin kültüründe görülen bir olgu değilmiş. Sudan, Hindistan ve I. Dünya Savaşı sonrası Fransa'sında örnekleri görülebilirmiş.

11 Şubat, 2010

106 - Dünya Nutella Günü

Perşembe, Şubat 11, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok

Her yıl Dünya Nutella Günü, 5 Şubat'ta kutlanıyormuş. Bu günün resmi sitesinde Nutella'nın sadece çikolata ve fındıktan ibaret olmadığı, aslında bir yaşam biçimi olduğu ifade edilmiş. Dünyadaki birçok çocuğun anılarında yer ettiği belirtilmiş. Aynı zamanda Nutella kullanılarak yapılabilecek tariflere de yer verilmiş, tarif sayısı da az buz değil, tatlılardan içeceklere kadar geniş bir yelpazesi var.

Burada bir tanesini Türkçe'ye çevireyim, geri kalanına ise
buradan ulaşabilirsiniz.

Tarif
Nutella ile yapılabilecek bir sıcak çikolata tarifi, sadece fotoğrafı bile insanın içini eritiyor:

  • 1 fincan süt
  • 3 çorba kaşığı Nutella
  • 1 tarçın çubuğu
  • 1 çorba kaşığı kakao
  • 1 ya da daha fazla yumuşak şekerleme (marshmallow)
Kaşığın ucuyla espresso tozu(istenirse)

Süt, Nutella, kakao ve istenirse espresso tozunu karıştırın, tarçın çubuğunu ekleyin, 5 dakika kaynatın, üzerine şekerleme koyun.
(Bence krema daha güzel olabilir.)
Afiyet olsun ve geçmiş Nutella gününüz kutlu olsun!

09 Şubat, 2010

105 - Tedavide Kullanılan Bilgisayar Oyunları

Salı, Şubat 09, 2010 Gönderen Berna Arslan , 1 yorum
Hepimiz bir yerden bilgisayar oyunlarına bulaşmışızdır, bazıları tüm gününü bir oyuna verebilirken, bazıları solitaire gibi ufak tefek oyunları ara sıra oynar. Son yıllarda şiddet ve kan görüntüleri yüzünden oyunlar büyük eleştirilere maruz kaldı. Ancak, oyunlar tedavi amaçlı da kullanılabiliyormuş.



Kemoterapi görmek durumunda olan bir genç hastanın bu duruma alışabilmesi için ona her gün oynamak üzere bir bilgisayar oyunu verilebiliyormuş, oyunun adı Re-Mission. Bu oyunda, karakterinizle dolaşarak zararlı hücreleri öldürüyorsunuz, elinizde ise silahlar, yani kemoterapide kullanılan ilaçlar var. Kar amacı gütmeyen bir organizasyon olan HopeLab bu oyunu üretiyormuş. Oyunun anasayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

06 Şubat, 2010

104 - Bir Eski İstanbul Hikayesi

Cumartesi, Şubat 06, 2010 Gönderen Berna Arslan , , yorum yok
Bu hikayeyi 32 doğumlu ve İstanbul’da büyümüş bir kişiden dinledim ve çok hoşuma gitti:

Bir zamanlar İstanbul’da vali ile belediye başkanı aynı kişi imiş. 1950’lerde bir süre bu iki görevi de Fahrettin Kerim sürdürmüş. Fahrettin Kerim oldukça kısa boyluymuş ve o yıllarda küçük rakıya Fahrettin Kerim denmeye başlanmış. İnsanlar bakkaldan bana bir Fahrettin Kerim diyerek küçük rakı satın alırlarmış.


Hikaye hoşuma gidince biraz araştırıp valinin tam adının Fahrettin Kerim Gökay olduğunu ve içkiye karşı olduğu için rakıya isminin verildiğini öğrendim. 6-7 Eylül olayları kendisinin zamanında gerçekleşen valinin adına “Mini mini valimiz ne olacak halimiz” tekerlemesinin de üretildiği söyleniyor Vikipedi’de. Ayrıca kendisi bazı kaynaklara göre “Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor” sözünü söyleyen kişiymiş. 

Resim kaynak: http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh_52300.jpg

103 - Periyodik Cetvele Yeni Element

Cumartesi, Şubat 06, 2010 Gönderen Berna Arslan , , yorum yok
Derslerde öğrendiğimiz çoğu bilgiler uzun yıllar sonucunda oluşmuş ve artık değişmesini beklemediğimiz bilgilerdir. Bunlardan biri de herhalde çoğu insan için periyodik cetveldir. Geçen yıl ise periyodik cetvele bir element eklenmiş: 112 sayılı element. Bulunan en yüksek atom ağırlığına sahipmiş. Peki yeni elementin adı ne olacak?

Daha önceden elementlere keyfi isimler verilirmiş, isimlere renge veya şekle bakılarak veya mitolojiden kahramanlara dayanarak karar verilirmiş. 1800’lerde ise milliyetçilik yükselince, milliyetleri belirten Francium gibi isimler verilmeye başlanmış. Sovyetler ve ABD arasında uzlaşmazlıklar çıkınca da “Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği” (IUPAC), adlandırma kuralları belirlemiş. İsim son halini alıncaya kadar geçici bir Latince isim seçiliyormuş, yeni bulunan elementin geçici ismi ise “ununbiyum”, yani bir bir iki.

Group #123456789101112131415161718
Period
11
H

2
He
23
Li
4
Be

5
B
6
C
7
N
8
O
9
F
10
Ne
311
Na
12
Mg

13
Al
14
Si
15
P
16
S
17
Cl
18
Ar
419
K
20
Ca
21
Sc
22
Ti
23
V
24
Cr
25
Mn
26
Fe
27
Co
28
Ni
29
Cu
30
Zn
31
Ga
32
Ge
33
As
34
Se
35
Br
36
Kr
537
Rb
38
Sr
39
Y
40
Zr
41
Nb
42
Mo
43
Tc
44
Ru
45
Rh
46
Pd
47
Ag
48
Cd
49
In
50
Sn
51
Sb
52
Te
53
I
54
Xe
655
Cs
56
Ba
*
72
Hf
73
Ta
74
W
75
Re
76
Os
77
Ir
78
Pt
79
Au
80
Hg
81
Tl
82
Pb
83
Bi
84
Po
85
At
86
Rn
787
Fr
88
Ra
**
104
Rf
105
Db
106
Sg
107
Bh
108
Hs
109
Mt
110
Ds
111
Rg
112
Uub
113
Uut
114
Uuq
115
Uup
116
Uuh
(117)
(Uus)
118
Uuo


Bu bilgiyi National Geographic dergisinden bugün öğrendim. Bunları yazdıktan sonra periyodik cetvel konusunda biraz araştırma yapınca gördüm ki, yeni elementler 112 ile sınırlı kalmamış. Yukarıdaki tabloyu incelerseniz, 118'e kadar yeni elementleri görebilirsiniz.