28 Eylül, 2010

205 - Yapay Zeka Tam Olarak Nedir?

Salı, Eylül 28, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok
Yapay zeka ne yapar? İnsanın yaptıklarını mı taklit eder? İnsan gibi mi düşünmelidir?

Yapay zeka kavramı ortaya çıktığından beri ne zaman bir makinenin zeki kabul edileceği konusunda 4 farklı fikir ortaya atılmış. İlk fikir, bir bilgisayarın zeki olarak kabul edilmesi için insan gibi davranması gerektiği olmuş. Yani bu fikre göre bilgisayarın içinde çalışan program nasıl çalışırsa çalışsın, önemli olan bu işlemlerin sonucu. Ünlü bilgisayar bilimcisi Turing'in ilginç hayatından daha önceki bir yazımda bahsetmiştim. Bir bilgisayarın zeki olup olmadığına karar veren Turing testi ise şöyle: 
Bir kişi, biri insan biri de bilgisayar olan iki varlıkla bilgisayar aracılığı ile konuşuyor. Onlara çeşitli sorular soruyor ve aldığı cevaplara göre varlıkların insan veya bilgisayar olduklarına karar veriyor. Bu teste göre, eğer bilgisayar insan gibi algılanıyorsa o zaman bu durum bilgisayarın zeki olduğuna işaret ediyor.

Bundan farklı olan ikinci düşünce de bir makinenin zeki olabilmesi için insan gibi düşünmesi gerektiği. Ancak insanın nasıl düşündüğü olgusunu ilgilendiren bu fikir kısa zaman içinde Bilişsel Nörobilim ve Bilişsel Psikoloji alanlarının araştırma konularına dahil olmuş.


Üçüncü fikir, insandan uzaklaşıyor ve mantıklı (rational) düşünen bir makinenin zeki olduğu savunuluyor. Dördüncü fikir ise düşünmenin önemli olmadığını ve eğer bir makine mantıklı hareket ediyorsa o zaman zeki olacağını öne sürüyor. 

Yaklaşık son 20 yılda 4. fikir kabul görüyormuş. Yani sonuç şöyle: Nasıl işlediği önemli olmayan, ancak her durumda en mantıklı hareketi yapan makine, zeki olarak kabul görüyor. Mantıklı hareket ise amaca yönelik en iyi hareketi yapmak anlamına geliyor. Kısacası, yapay zeka ile insan zekası arasında pek benzerlik görülmüyor.

26 Eylül, 2010

204 - Aura

Pazar, Eylül 26, 2010 Gönderen Berna Arslan , , 1 yorum
Son yıllarda Batı kültüründe Doğu mistizminden ve kültüründen etkilenmek oldukça revaçta. Yoga, reiki, budizm ilgi gören kavramlar arasında. İlgi duyulanlardan biri de "aura" kavramı. Bu inanışa göre her insanı çevreleyen, aura adı verilen bir ışıma alanı var ve her insanın aurası farklı renkte. Aynı zamanda aura, kişiliğinize dair bilgi de veriyor.

Bu inanış birçok kültürde kendini gösteriyor, bunlar arasında İran, Hint, Budist kültürlerini sayabiliriz. Bundan şüphe duyanlara göre de aura görmek aslında birçok nedenden kaynaklanıyor olabilir. Bunların arasında sinestezi (bir duyu uyarıldığında birden fazla duyunun tepki vermesi; renklerin seslerini duymak gibi), görme sisteminde bozukluk, gözün yorulması, epilepsi vb. olabilir.

Televizyonda bu kavramı test etmek amacıyla iki program yayınlanmış. Bunların birinde aura okuyan bir kişinin karşısına, saydam olmayan bir paravanın arkasına vitrin mankeni ve insanlar oturtulmuş. Aura okuyucusu tüm paravanların arkasında insan olduğunu söyleyerek manken ve insanları birbirinden ayıramamış.

Bir başka programda ise okuyucunun karşısına tekrar bir paravan konmuş ve arkasında 5 kişi durmuş. Okuyucu bu kişilerin auralarını paravanın arkasından okuyabileceğini söylemiş. Daha sonra 5 kişi teker teker paravanın arkasından çıkmış ve okuyucudan bu kişilerin paravanın arkasında dururkenki yerlerini belirtmesi istenmiş. 5 kişiden ancak 2 kişinin yerini doğru bildirebilmiş.

ReikiTürk adlı sitenin aura renkleri hakkında dediklerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kavrama inandığımı söyleyemeyeceğim, ancak eğer siz bu kavrama ilgi duyuyorsanız İngilizce bir kaynak burada, Türkçe olarak da yorumcu.com'un kaynağına buradan bakabilirsiniz.

203 - İstanbul'da Nerede Yenir / İstanbul Eats


12 yıldır İstanbul'u gezen iki yabancı kafadar şehrin kıyıda köşede kalmış yiyecek yerlerini keşfediyor ve bloglarında yayınlıyor. Aynı zamanda aynı isimde bir de kitap çıkarmışlar ve bu kitap yakında Türkçe'ye çevrilecek. Yazarlardan biri emlak ve restorasyon işinde, diğeriyse serbest çalışan bir gazeteci.
Kitap, mekanların bulundukları yerlere göre düzenlenmiş. Örneğin "eski şehir" (old city), "anadolu yakası ve adalar" gibi başlıklar altında yazarlar bu alanlarda beğendikleri mekanları sıralıyorlar. 

Daha önceki bir yazımda da bahsettiğim balık dürümü bu yazarlardan öğrenmiş ve denemiştim. İstanbul'da yaşayanlara da bir değişiklik olarak bu bloga/kitaba göz atmalarını tavsiye ederim.

22 Eylül, 2010

202 - Gelinlik Tipleri

Çarşamba, Eylül 22, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , 4 yorum
Düğünlerin en yoğun olduğu yaz dönemi ardımızda kaldı, yine de bu yazı, gelinlik arayışında olan hanımlara yardımcı olur diye düşünüyorum. İster düğün ister nikah yapılsın, birçok kadın için gelinlik, evlilik töreninin en önemli kısımlarından biri (belki de en önemlisi).
İnterneti araştırdığınızda neredeyse sonsuz çeşit gelinlik olduğunu görebilir, nereden başlayacağınızı, nasıl seçim yapacağınızı bilemeyebilirsiniz. Ancak gelinlik çeşitleri çok fazla olsa da, sadece birkaç tip gelinlik var. Bu tipleri aşağıda anlatacağım, aynı zamanda hangi vücut tipleri için uygun olduklarından da kısaca bahsedeceğim.

Kraliçe Tipi Gelinlik
Göğüs altından bollaşan bu gelinlik tipinin etek kısmı dar veya genişleyerek inebilir.
Kısa boylu, kalın belli iseniz bu model fazlalıkları örtecektir. Kalçalarınız omuzlarınızdan daha geniş ise, yani armut tipli vücuda sahipseniz, bu model sizi olduğunuzdan şişman gösterecektir. Aynı zamanda hamile gelinler için de tercih edilebilecek bir model. 
 
A-tipi Gelinlik
Bu çoğu geline yakışacak bir model. Kalçaları omuzlarından geniş olan hanımlar belden bollaşan bu tip modelleri tercih edebilirler. Benzer şekilde omuzları kalçalarından geniş olan hanımlar için de oldukça uygun bir modeldir. Büyük göğüslü iseniz, v yaka ile bu modeli kullanabilirsiniz.

Balo Tipi Gelinlik
En çok tercih edilen ve birçok gelin adayının rüyalarını süsleyen gelinlik modellerinden birine geldi sıra. Kum saati tipli bir vücuda, ince bir bele sahipseniz, bu tip gelinlik size yakışacaktır. Kalçalarınız omuzlarınızdan daha genişse yine bu tip gelinliği straplez yaka ile tercih edebilirsiniz. Minyon bir yapıya sahipseniz bu model gelinlik, üzerinizde baskın duracağından pek tavsiye edilmiyor.

Denizkızı Tipi Gelinlik
Bu tip gelinlik, vücut hatlarını belirgin bir şekilde ortaya çıkardığından; zayıf, uzun ve orantılı vücutlar için öneriliyor. Minyon, kalın belli veya ters armut şeklinde bir vücut yapınız varsa tavsiye edilmiyor.
 
Tüp Tipi Gelinlik
Zayıf bir vücuda sahipseniz ve/veya uzun boyluysanız tercih edebileceğiniz bir model. Minyon ve orantılı bir vücuda sahipseniz yine bu modeli tercih edebilirsiniz. Armut tipli bir vücuda sahipseniz bu model kalçalarınızı geniş göstereceğinden sizin için uygun olmayabilir.

20 Eylül, 2010

201 - Emniyet Kemeri

Pazartesi, Eylül 20, 2010 Gönderen Berna Arslan , , yorum yok

Günümüzde arabalarda kullanılan emniyet kemerleri 3 noktadan sabitleniyor. Bu tip kemer ilk kez Volvo'nun PV 544 modelinde bir alıcı için 1959 yılında kullanılmış. Daha sonra aynı markanın 122 adlı modelinde kemer standart hale getirilmiş.
Bu tip kemer İsveçli Nils Bohlin tarafından geliştirilmiş. İlk zamanlarda insanlar emniyet kemerini kullanmaya pek yanaşmasalar da, kanunların ve cezaların devreye girmesiyle  hem kullanım artmış hem de kazalara bağlı can kaybı azalmış.

18 Eylül, 2010

200 - Polimer Kil Zararlı mı?

Cumartesi, Eylül 18, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , , , 12 yorum
Öncelikle polimer kil de ne diye merak edenler varsa biraz bahsedeyim. Polimer kil, şekil verebileceğiniz ve böylece birçok şey meydana getirebileceğiniz bir materyal. İş sizin yaratıcılığınıza kalmış. Sevimli minyatürler yapabilir, mumluklarınızı, cam eşyalarınızı dekore edebilir, hatta takılar yapabilirsiniz.

Bu işle ben de düzenli olmasa da bir süredir ilgileniyorum. Renk renk polimer kil çeşitleri piyasada bulunuyor. Hatta ışık geçirenleri de var. Örneğin üst resimdeki gibi bir mumluğu bu tip ürünle kapladığınızda mum yanınca ışık dışarıya çıkabiliyor. Şekil verdikten sonra 30 dakika kadar fırında tutup katılaşmasını sağlıyorsunuz. Daha sonra üzerine isterseniz vernik sürebilirsiniz. Aynı şekilde akrilik boya ile de bazı kısımları boyayabilirsiniz. Bir önceki yazıda ilk gördüğünüz fotoğraftaki şirin çift de polimer kil ürünü.
İnternetteki bir örnekten esinlenerek yaptığım kuzu ve yanındaki sevimli yumurta

Buraya kadar her şey güzel, ancak polimer kilin sağlığa zararlı olup olmadığı konusunda da çeşitli fikirler var. Boston'daki Arts & Crafts Materials Institute bu konuda bir araştırma yapmış ve önde gelen polimer kil markalarının (muhtemelen örneğin fimo markası) sağlık standartları ile uyumlu olduğunu açıklamış. 2002'de Vermont Public Interest Research Group, Inc adlı çevreci bir grup ise yaptığı çalışma sonucu potansiyel tehlikelerin olabileceğini açıklamış. Merak edilen noktalar ise şunlar:
  1. Polimer kil yemek pişirmek için kullandığımız fırında pişirilmeli mi?
  2. Pişirmek için üzerine koyduğumuz veya şekillendirirken/keserken kullandığımız materyalleri yemek yerken de kullanabilir miyiz?
Okuduğuma göre devamlı olarak bu işle uğraşacaksanız 2. bir fırın almayı düşünebilirsiniz. Çünkü yemek yapacağınız fırında pişiriyorsanız fırını düzenli olarak temizlemeniz gerekiyor.  
Kuş besleyenler için önemli bilgi: Fırında pişme işlemi sürerken çıkan duman kuşlar için zehirli olabilir. Dikkatli olun!

2. sorunun cevabı da benzer şekilde. Bu iş için kullanacağınız aletler yemek için kullanacaklarınızdan farklı olsa iyi olur.
Eğer bu işle ilgilenmeyi düşünürseniz çeşitli kırtasiyelerden veya internet üzerinden polimer kili satın alabilirsiniz. Çiçek desenlerinden oluşan ve genelde bir objeyi kaplamaya veya takı yapmaya yarayan millefiori tekniğini öğrenmek isterseniz şu videodan fikir alabilirsiniz. Aynı teknikle kaplanmış bir ahşap tepsi için buradaki videoyu izleyebilirsiniz. 

Aynı zamanda aşağıda gördüğünüz makarna yapma makinesi, değişik renkteki killeri karıştırmak veya ince bir tabaka oluşturmak için faydalı olacaktır. Maket bıçağı olmazsa olmaz bir alet. Bunun dışında düzlemek için merdane gibi bir alet var, bunu alabilirsiniz. İlham almak için etsy'e göz atın derim.

Kaynaklar: 
  1. Is Polymer Clay Toxic? http://www.bellaonline.com/articles/art33912.asp
  2. Polymer Clay Safety http://www.polymerclaycentral.com/cyclopedia/pc_safety_th.html

199 - Nikah Şekeriniz Güzel Bir Süs Olmanın Ötesine Geçsin

Cumartesi, Eylül 18, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , 1 yorum
Nikah şekeri evlenenler için bir gelenek. Yıllar içinde seçenekler çoğaldıkça nikah şekerleri de değişti. Eskiden genelde içinde badem olan süslü bir kutuyken, bugünlerde daha çok lavanta barındıyor. Veya çiftin zevkine bağlı olarak tamamen farklı bir hal de alabiliyor: örneğin mumluk şekline giriyor.

Genelde aileler için bu tür gelenekleri sürdürmek önemli. Ancak şimdiye kadar aldığınız nikah şekerlerini ne yaptığınızı bir düşünün. En iyi halde vitrine koydunuz ara sıra dönüp baktınız. Veya bir çekmecede unutuldular. Tamamen kaybolmuş veya çöpe gitmiş bile olabilirler. Oysa nikah şekerinizi faydalı hale getirebilirsiniz.

TEMA, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi vakıflar nikah şekeri hazırlıyor. Daha doğrusu kendi amaçları doğrultusunda bir miktar bağışta bulunmanızı ve davetlilerinize bu yardımı anlatan küçük bir anı vermenizi sağlıyorlar.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı internet sitesinde 3 seçenek sunuyor, ancak ben katıldığım bir nikahta küçük bir not defteri şeklinde farklı bir alternatif de görmüştüm. Bu yüzden iletişime geçmekte fayda var. Bu seçenekler ve güncel ücretleri ise şöyle:

5x15 boyutlarında, 2 farklı renk, 1.25 tl










5.8x6.3 boyutlarında, zarfıyla birlikte, 1.75 tl







7.5x3.5 boyutlarında, koyu mavi mum, 1.5 tl










ÇEKÜL'e (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) bağışta bulunmak isterseniz, "7 Ağaç Ormanları"nda bir koru oluşturulmasına yardım edebilirsiniz. 7 ağaç bedeli 35 tl imiş. Örneğin 150 kişilik bir düğününüz/nikahınız var diyelim. 70 fidanlık koru 350 tl'ye geliyor. Geri kalan 80 kişi için kişi başı 50 kuruşluk kart hazırlanıyor, yani 40 tl de buradan ilave. Toplamda 390 liraya geliyor. Hazırlanan kartları aşağıda görebilirsiniz.
Kartların ebatları 12X16 cm.

Nikah şekeri kampanyası yürüten bir diğer vakıf da TEMA. Sitelerinden gerekli bilgiyi kopyalıyorum:

"Fidan bağışlarınız Çevre ve Orman Bakanlığınca TEMA Vakfı’na tahsis edilen ağaçlandırma sahalarına dikilmektedir. Her saha için bir fidan bedeli 5,00 YTL'dir. En az 5 fidanlık bağışlarınız için 1 adet sertifika verilebilmektedir.

Bağışlarınızı,
  • Dilersiniz Kredi Kartınızla Online Fidan Bağışı Formunu doldurabilir,
  • İstanbul Levent’te bulunan Vakıf Merkezi’mize gelerek bağışta bulunabilirsiniz.
Nikah Törenleri için nikah şekeri yerine sertifika çalışmamız bulunmaktadır. Fidan ve meşe olarak iki ayrı kampanya şeklindedir.
TEMA Vakfı 0212 283 78 16 numaralı telefondan doğrudan Ahmet GÜN Beyle iletişime geçebilirsiniz. (dahili 185)"

Aynı şekilde Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) de benzer bir kampanya yürütüyor. Aşağıda bir örneğini görebilirsiniz. Ücret ve alternatifler için iletişime geçmek gerekli.
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) de bu konuda seçenekler sunuyor. Bir örnek aşağıda yer alıyor. Ayrıntılı bilgi ve sipariş için (0212) 528 20 30'dan veya piman@wwf.org.tr adresinden Pınar İman ile temas kurabilirsiniz. 

Öğrendiğim kadarıyla LÖSEV ve Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı da bağışlarınızı bu şekilde kabul ediyor.

Dipnot: İlk fotoğraf bir pasta üstü süsü ve kaynağı burada.

17 Eylül, 2010

198 - Kimyasal Hadım Etme

Cuma, Eylül 17, 2010 Gönderen Berna Arslan , , , 1 yorum
Kimyasal hadım etme, cinsel aktivite ve libidoyu azaltmak üzere kişiye ilaç verilmesi anlamına geliyor. Böylece tecavüz veya çocuk istismarı suçlularını cezalandırmak için yeni bir yol öneriyor. İlaç bırakıldığında bir süre sonra kişinin cinsel isteğinin geri döneceği söyleniyor. Her 3 ayda bir anti-androjen ilaçların vücuda zerkedilmesi demek anlamına geliyor bu metot. Bu ilaçları kullanan bir erkekte göğüslerin büyümesi gibi kadınsı özelliklerin ortaya çıkması da mümkün gözüküyor. 

İlk bakışta kimyasal hadım etme yöntemi müebbet hapis veya ameliyatla hadım etme yöntemlerinden daha az hasarlı görünüyor, çünkü etkisinin geçici olduğu düşünülüyor. Ancak bu yönteme karşı çıkanlar da elbet var. Bu yöntemin zorla uygulanmasının insan haklarına aykırı olduğunu savunan taraflar var. 

Biraz da bu yöntemin şimdiye kadar nerelerde kullanıldığı konusuna gelelim. İlk olarak testesteron hormonunu azaltmak için 1944 yılında kullanılmış. 1966'da da ABD'de pedofil bir hastanın üzerinde denenmiş. 1996 yılında California'da çocuk cinsel taciz suçu işlemiş olanlara bir ceza olarak getirilmiş. Buna göre eğer suçlu şartlı tahliyedeyse veya 2. kez aynı suçu işliyorsa bu tedaviyi reddedemiyor.

Avrupa'da da bu yöntem farklı nedenlerle de olsa denenmiş. 50'li yıllarda İngiltere'de eşcinsellik tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görüldüğünden (veya bunun için hapis yatmak gerekiyordu), örneğin ünlü bilgisayar bilimcisi Alan Turing'in önüne de iki seçenek konmuştu: "tedavi" veya hapis. Detaylı bilgi için daha önceki bir yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Bunun dışında yakın tarihli olarak 2009'da Polonya'da çocuk tacizinden hüküm giyenlere kimyasal hadım etme işleminin zorla uygulanabileceği kararlaştırılmış. İsrail ve Arjantin'in bir bölgesinde de hükümlüler gönüllü olarak bu işlemi kendilerine uygulatabiliyorlarmış.

Gece gece içim karardı bu konudan ancak yine de bilgileri paylaşayım dedim. Aslında tecavüze ne ceza verilmesi gerektiği konusu, özellikle de bu suça çok daha fazla maruz kalma olasılığı olan (ve maruz kalan) kadınlar arasında da tartışmalı bir konudur. En şiddetli cezalar; yani ameliyatla hadım etme, müebbet hapis veya hatta idam, çoğu zaman ancak kadınların yüreğine su serpebilir. Her ne kadar insan haklarını gözönüne alsak da sanırım bu bir gerçek... Fikirlerinizi beklerim.

16 Eylül, 2010

197 - Bozada Alkol Var mı?

Perşembe, Eylül 16, 2010 Gönderen Berna Arslan , yorum yok


Bozanın hikayesi nedir?
Alkollü içkilerin yasaklandığı IV. Murat döneminde meyhanelerin yerine bozacılar açılmış. Aynı zamanda Kanuni döneminde şeyhülislam tarafından bozanın haram olmadığı yönünde bir fetva verilmiş. 

Ancak (internetten bulduğum kaynaklara dayanarak) bozanın içinde %2-6 arası alkol bulunduğu iddia ediliyor. Bugün biralarda bulunan alkol oranı da %4-13 arasında değişiyor, genel olarak ise %5 civarında. Bir görüşe göre boza, bilinen en eski içki olan biranın ilk haliymiş. Boza bekledikçe veya fazla köpürürse alkol oranı da artıyor. Yani belki de bozanın alkol içeriyor olmasına rağmen içilmesi, bir geleneğe dayanıyor.