25 Şubat, 2013

Konuk yazardan: "Televizyon ve Şiddet" (1.Bölüm)

Pazartesi, Şubat 25, 2013 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi Feryal Çubukçu, televizyon ve şiddet konusunda yazdığı oldukça ilgi çekici makalesini bizlerle paylaşıyor. Aşağıda okuyacağınız birinci bölümde şiddet içerikli çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki etkilerini ve Türk televizyonlarında şiddet içerikli çizgi filmlere gösterilen yaklaşımı bulacaksınız.

Diğer konuk yazarlarımızın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Siz de konuk yazar olmak istiyorsanız, tıklayın.


Şiddet dünyada pek çok farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır; kavgalar, saldırılar, cinayetler, aile içi şiddet ve savaşlar. Gerçek dünyadaki şiddete artık bir kitle iletişim aracı olan televizyonun ürettiği şiddet de katılmaktadır. Televizyonun günümüzde insan hayatındaki yeri tartışmasız çok büyüktür. Ancak insanlık tarihine genel olarak bakıldığında, kitle iletişim araçlarının varlığının ne kadar yeni olduğu görülebilir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra radyo yayınları altın devrini yaşarken, II. Dünya Savaşı'ndan sonra televizyon yayınları giderek daha çok yaygınlaşmıştır. Kitle iletişim alanında yaşanan bu değişimler beraberinde konuyla ilgili çalışma ve araştırmaları da getirmiştir.


George Gerbner tarafından 1969'da başlatılan "Kültürel Göstergeler Projesi" ekonomik ve sosyal göstergelerden önde gelen kültürel göstergelerin incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktaydı.

Gerbner, merkezi olarak yönetilen ve kitlesel üretimle yaratan simge sistemlerinin, toplumun ortak bilincini oluşturmakta olduğunu ve toplumu kültürlendirdiğini düşünmekteydi. Ona göre insanlar artık kültürel kimliklerini ailelerinden, okuldan, kiliselerden ve cemaatlerden değil, satacak bir şeyleri olan bir avuç büyük şirketlerden öğrenmektedir. Bunu sağlayan en önemli kitle iletişim aracı da televizyondur. Gerbner, televizyonu "dünyaya açılan bir pencere ya da dünyanın bir yansıması" olarak değil "kendi içinde bir dünya" olarak tanımlamaktadır. Gerbner için televizyonun yeri diğer kitle iletişim araçlarından ayrıdır, çünkü televizyon diğer kitle iletişim araçlarının olamadığı kadar toplumsal dokunun, kültürel yapının ve aile yapısının bir parçası olmuştur.
Gerbner, televizyonun sürekli olarak şiddet ve cinsellik içeren programlar ürettiğine değinmektedir. Bu konular diyalogdan çok, görüntülere dayanmaktadır ve dünyanın her yerinde, her yaştan insan tarafından kolayca anlaşılabilecek niteliktedir. Özellikle, hayat tecrübesi az olan çocuklar ve gençler ise bir enformasyon aracı olarak televizyona diğerlerinden daha çok bağımlıdır. Dolayısıyla, televizyon yayınlarından en çok etkilenecek kitle de onlardır.
Alman Federal İstatistik Dairesi raporuna göre, Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip ülke olan Türkiye'de toplam nüfusun % 31,2'si 18 yaşın altındadır. Türkiye'de genç nüfusun yoğunluğu televizyon yayınları konusunda Türkiye'nin özellikle hassas olması gerektiğini göstermektedir.
1998 yılında Türk televizyonlarında gösterilmeye başlanan “Pokemon” adlı çizgi film şiddet içeriği açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Dostluk, dayanışma çizgisindeki çizgi filmlerin ağırlıklı olarak gösterildiği yayıncılık anlayışına köklü bir değişiklik getiren Pokemon, havada çarpışan, birbirlerini yakan, iten, suya atan çizgi karakterler içermekteydi. 2000 yılında Mersinli Ferhat Ağırbaş adlı dört yaşındaki bir çocuğun, Pokemon çizgi filminin etkisinde kalıp kendisini bir çizgi karaktermiş gibi pencereden aşağı atması gündeme oturmuştur.  

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), öncelikle danışma kurulu raporlarına dayanarak çizgi filmi yayınlayan ATV kanalına bir gün süreyle yayın durdurma yasağı koymuş ve devamında ise Sağlık Bakanlığı’nın Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü yazısı üzerine Pokemon’u Türk televizyonlarda yasaklamıştır. 
Sağlık Bakanlığı’nın gerekçeli raporunda Pokemon çizgi filminin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri şöyle sıralanmaktadır:

  • Oyun içinde yaşanan şiddet daha kolay benimseniyor.

  • Kazanılan başarının kendi yaratıcılığıyla değil, yapay ve dış kaynaklarla oluşmasına yol açıyor.

  • Özdeşim kurulan kahramanların kimi zaman iyi kimi zaman kötü olarak verilmesinden dolayı çocuklarda kavram kargaşası meydana geliyor.

  • Özdeşim kurulan kahramanların kendilerini kolayca tehlikeye atmasından dolayı küçük yaştaki çocuklar "tehlike" kavramlarını değerlendiremiyor.

  • Çocuklar gerçek yaşama yabancılaşıyor.

  • Yanıp sönen parlak ışıklar, bazı çocuklarda nöbetlere neden olabiliyor.
 
  • Pokemon kartları da "Hepsine sahip ol" sloganıyla çocuğa kapitalist düzenin kurallarını aşılıyor. Ayrıca çocuklar daha çok karta sahip olmak için hırsızlık ve şiddete başvurabiliyor.
RTÜK’ün Pokemon için aldığı bu kararın ilginç yönü, 2000 yılından itibaren Türk televizyonlarında yayınlanan bütün çizgi filmlerin Sağlık Bakanlığı’nın denetiminden geçmesine vesile olmasıdır Çocuklara yönelik televizyon yayıncılığında şiddet unsuru adına atılmış önemli bir adım olması bakımından bu olay bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir.

Pokemon çizgi filminin çocuklar için oluşturduğu dünya sadece televizyonla sınırlı kalmamıştır. Cips paketlerinden çıkan “taso” adı verilen oyuncaklarla çocuklar, Pokemon’un çizgi dünyasını gerçek dünyaya taşımışlardır. Televizyon, Gerbner’in de belirttiği gibi sadece bir seyirlik araç olmaktan çıkmış, kültürü oluşturan, eken, belirleyen bir konuma gelmiştir. Bu anlamda, çocukların oyun kültürü açısından, televizyonun ekin etkisinden elbette ki söz etmek mümkündür. Daha çok taso kartına sahip olmak için cipslere daha çok para harcayan çocuklar, kendi arkadaşlarını birer rakip olarak görmekte ve oyun gereği onları hırpalamaktan çekinmemekteydi. Kültürel anlamda, arkadaşlık yüzyıllardan beri kişilerle dayanışma kurma, beraberce uyum içerisinde yaşamak olarak tanımlansa da televizyon dünyasının söz konusu dönemin çocuklarının arkadaşlık anlayışını çok farklı şekillendirdiği açıktır.

Resim kaynak:
http://www.cizgifilmseyret.com/files/image/640_1.jpg
http://2.bp.blogspot.com/_t6FudWjyoXQ/TT3eSqAsF5I/AAAAAAAAAAQ/uE-WttuAuqI/s1600/TV_violence_layout.jpg
Ne Dersin:

0 yorum: