Doctor Who'yu hiç izlediniz mi? Ben birkaç defa izledim, bana göre biraz fazla absürd, ama bir şekilde kendini izletiyor. Doktor, gerçek adını bilmediğimiz, zamanda yolculuk yapan bir uzaylı.


İlk Doctor Who'nun 1963'te yayınlanmış olduğunu duyunca ise şaşırdım. O zamandan beri başrolde Doktor'u oynayan oyuncu 10 kere değişmiş, yani şu anda 11. doktorla karşı karşıyayız.

Şu adreste 1963'ten günümüze Doctor Who'nun kısa bir grafik özetini görebilirsiniz. Serinin tarihinde en popüler olan bölümlerden biri ise 10. doktorun başrolünde oynadığı Blink adlı bölümmüş. O bölüme rastlamıştım, sürükleyici ve korkutucuydu, hiç izlemediyseniz ondan başlamak iyi bir fikir olabilir.

Doktor'u oynayan oyuncular 27 ve 55 yaşları arasında değişiyor. İlk doktor oyuncular arasındaki en yaşlısı iken, son doktor da en genci.
Etiketler: , 0 yorum | |
Ne Dersin: 
gelecekte bir gün dünya üzerinde yaşamış en aptal insanlar ilan edileceğiz

Bir ara fırsat siteleri Brezilya fönü ile dolup taşıyordu. O sayede saçları uzun süreli düzleştirme yöntemi olduğunu öğrendiğim Brezilya fönünün sağlığa zararlı olup olmadığı da tartışılan bir noktaydı. Eğer aranızda bu yöntemi kullanmayı düşünenler varsa hemen vazgeçsin, çünkü uygulamada kullanılan solüsyon yüksek derecede formaldehit içeriyor ve bu yüzden kanserojen. Solüsyondaki formaldehit miktarının vücudun tolere edebileceğinden 42 kat daha fazla olduğu söyleniyor.

Kanada'da yasaklanan ürün, ABD'de de kanserojen olarak etiketlenmiş, ama ilginç bir şekilde raflardan indirilmemiş. Türkiye'de ise bir gelişme olduğundan pek emin değilim. O yüzden çevrenizi de bu konuda bilgilendirirseniz faydalı olacaktır. Brezilya fönü, bu işlemi uygulayan kuaförler için de büyük bir tehlike arzediyor. 

Son zamanlarda formaldehit içermediği söylenen ürünler de piyasaya sürülmüş, ancak bu ürünlerin içerdiği bazı maddeler ısınınca formaldehit açığa çıkarıyormuş. Tavsiyem her türlüsünden uzak durmak.

Kaynak burada.

Türkiye'nin güzelliklerini grafik tasarım ile öne çıkarmayı planlanan Türkiye Posterleri projesi, isteyenlere ücretsiz olarak Türkiye ile ilgili basıma hazır posterler sunuyor. Projenin amacı Türkiye'nin marka değerini artırmak olarak açıklanmış.

Sitede, web sitesi veya blog kullanımları için küçük resimler, evde basım yapabilmek için A4'e uygun orta boyutlu resimler ve mekanlarda kullanılması üzere büyük boyutlu resimler bulunuyor.

Posterler, hem yazı tipleri hem de renk kullanımları ile eski film posterlerini hatırlatıyor. Sanki 50'li yıllardan çıkmış gibiler.

Aşağıda birkaç örneğini görebilirsiniz, buradan
da beğendiklerinizi indirebilirsiniz.


Etiketler: , 1 yorum | |
Ne Dersin: 
Kamil Koç otobüsleri tarafından yayımlanan Yolculuk dergisinin Blog Arkası kısmı, Nisan ayı için Bunu Bugün Öğrendim'e ayrıldı. Söyleşi yayınlandığında tekrar haber vereceğim elbette, ama şimdiden paylaşayım dedim. 

Tüm okuyucularıma teşekkür ederim.
Etiketler: 0 yorum | |
Ne Dersin: 
Merhaba sevgili okuyucular,

Daha önce Blogcu Anne ile söyleşi yapacağımı duyurmuştum. Söyleşiye geçmeden önce kısaca Blogcu Anne hakkında da bilgi vermek isterim. Blogcuanne.com anne-babalar, hamileler ve anne-baba olmayı düşünen birçok kişi tarafından ziyaret edilen bir bilgi ve deneyim kaynağı. "Annelik her zaman tozpembe değil" sloganıyla yola çıkan Elif Doğan, kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazılarında anneliğin iyi taraflarından olduğu kadar zor ve yorucu kısımlarından da bahsediyor ve diğer anneler için bir paylaşım ortamı sağlıyor. Bunun yanında doğal doğumu desteklemek amacıyla Pozitif Doğum Hikayeleri yayınlıyor, çalışan annelerin iş yerindeki ve emziren annenin toplum içindeki haklarını korumak amacıyla Emzirme Reformu
'na önayak oluyor. Sitesi gün içinde binlerce ziyaret alan Blogcu Anne ile söyleşimiz aşağıda.


Günümüzün anne adayları ve anneleri çok okumaları, araştırmaları ile biliniyor. Bana öyle geliyor ki, bunun sebeplerinden birisi, günümüz kadınlarının başarı ve kariyer odaklı yetiştirilmeleri ve daha ‘kadınsı’ tabir edilebilecek konular hakkında yeterli bilgi veya deneyim sahibi olma fırsatlarının olmaması. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Size katılıyorum. Adına şehirleşme mi diyelim, modernleşme mi diyelim, işte o kavram bizi biraz da gelenekselliğimizden uzaklaştırdı aslında. Aile kavramı küçüldükçe, çekirdek aile denilen üç-dört kişilik aileler yaygınlaştıkça bu ailelerin üyeleri de bu “kadınsı” konular hakkında tecrübe edinemez oldular. Çoğu şehirli kadının kucağına aldığı ilk bebek kendininki oluyor artık. 


EBELİK SİSTEMİ GERİ GELMELİ

Blogunuzda “Pozitif Doğum Hikayeleri”ne yer vererek, anne adaylarının çevrelerinden duydukları olumsuz hikayeler yüzünden normal doğumdan vazgeçip planlı sezaryene yönelmelerini önlemeyi amaçlıyorsunuz. Anladığım kadarıyla bu girişim ile birçok annenin doğal doğumu tercih etmesine önayak oldunuz, öncelikle tebrik ederim. Sizce bu konuda atılması gereken diğer adımlar neler olabilir?

Çok teşekkür ederim. Bu konuda atılması gereken iki önemli adım var bence: 
(1) Ebelik sisteminin geri getirilmesi. (2) Doğumun hastanelerden çıkıp (donanımlı) doğum evlerinde gerçekleşmesi – ki birinci adımın doğal sonuçlarından biri olacaktır bu. Ancak bunların da olması için öncelikle hamilelik ve doğumun hastalık değil, doğal bir olay olduğu algısının oturması lazım.

Ülkemizdeki ücretsiz doğum öncesi eğitim ve bilgilendirme kurslarını yeterli görüyor musunuz?

Hayır, maalesef yeterli görmüyorum. Devlet hastanelerinde böyle bir kursa katılmadım, ancak katıldığım bir özel hastanenin (halka açık) kursunda doğal doğuma nasıl hazırlanabilineceğinden ziyade doğum sırasında ne tür anesteziler alınabileceğinden bahsediliyordu. Ancak emzirme konusunda çok güzel bilgilendirmeler yapılıyor (yine özel hastanelerin ücretsiz kurslarından bahsediyorum).



ÇALIŞMAYAN ANNE SENDROMU

Bir yazınızda annenin çocuğunu istemeden de olsa ve farkında olmaksızın projesi haline getirebileceği ve çocuk istediği gibi davranmayınca hayalkırıklığına uğrayabileceğine değinmiştiniz. Bu kısım bana oldukça önemli geldi, sizce bundan kaçınmak için bir annenin ne yapması gerekir?

Bu, annenin kişiliğiyle alakalı bence. Bazı insanlar bir şeylerle uğraşmadan duramıyorlar. Aslında bu herkes için geçerli de, kimimiz, yapımız gereği, daha bir “proje” arayışındayız. Ben de öyle olduğumu çocuk sahibi olup çalışmayı bıraktıktan sonra fark ettim.

Ben bunu “çalışmayan anne sendromu” olarak adlandırmıştım. Daha önceden çalışma hayatında olup, çalışmaya çocuk için ara veren kadınların yakalanması daha büyük ihtimal. Bunun önüne geçmek için de kişinin (annenin) kendine bir uğraş edinmesi lazım. Bu part-time çalışmak olabilir, fotoğrafçılık kursuna gitmek olabilir, blog yazmak olabilir… Çocuktan ayrı, annenin sadece kendisi için yaptığı bir şey olsun, yeter.

İş hayatında ve toplumsal hayatta emzirmenin kabul görmesi ve annelerin desteklenmesi için “Emzirme Reformu”nu başlattınız. Bu hareket ne kadar etkili oldu, sizce bundan sonra neler yapılmalı?

Bu hareket belirli bir kesimde farkındalık yaratmak açısından oldukça etkili oldu. Bundan önce böyle bir sorun olduğu ortaya pek konmamıştı, birçok kadın kendi içlerinde -veya küçük çevrelerinde- sıkıntı yaşıyor, ancak bunu pek paylaşmıyordu. Emzirme Reformu kadınların anne olduktan sonraki haklarına –ve uğradıkları haksızlıklara- dikkat çekmek açısından önemli bir adımdı. Yeterli mi derseniz, hayır. Hakkında farkındalık yaratılması gereken birçok konu daha var geride. Örneğin, emzirme dönemi bittikten çok sonra da annelerin yaşadığı sıkıntılar. Birçok anne çocuğu hasta olduğu zaman işten izin alamıyor. Bu da en az onun kadar ciddi bir sorun.

Bundan sonra yapılacaklar bu tür konulara da dikkat çekmek olmalı. Emzirme Reformu’nun arkasında ciddi bir gönüllü grubu vardı. Aynı grup şimdi Anne Dostu Toplum Platformu olma yolunda. Ancak yapılması gereken çok fazla iş var. Organize bir şekilde çalışıp, toplumun ve devletin tüm kesimlerinden destek alıp bu bilinci yaymak lazım.



ANNE DOSTU DEĞİLİZ

Sizin okuyucularınıza sormuş olduğunuz bir soruyu ben de size sorayım: “Türk toplumunun ‘anne dostu’ bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?”

Bir toplumun “anne” ya da herhangi bir grubun dostu olabilmesi için her türlü dezavantajlı grubun dostu olması lazım. Maalesef bu konuda gerideyiz. Örneğin engelli vatandaşlarımızın ne kadarı sokakta kendi başlarına gezebiliyorlar? Kaçı kimseden destek almak zorunda olmadan otobüse binebiliyor, kaldırımlarda yürüyebiliyor? Hayır, anne dostu değiliz, çünkü kurallara uyan, çoğunluktan olmayanlara saygı gösteren bir toplum değiliz.

Doğal doğum konusunda bilinçlenmeyi destekliyorsunuz, emzirme reformunu ortaya attınız ve bildiğim kadarıyla anne dostu kurumlara ödül vermeyi planlıyorsunuz... Hayata geçirmeyi planladığınız bu tür başka fikirleriniz var mı?

Hayır, bunlara bile zor yetişiyorum; şimdilik yeter.

Özel okullar yerine devlet okullarını desteklediğiniz için çevrenizdeki birçok kişiden ayrıldığınızı düşünüyorum ve sizinle aynı fikirdeyim. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Önce altını çizeyim: devlet okulu/özel okul ayrıştırmasında devlet okulu tercihini ilkokul sürecinde yapıyorum. Takip eden eğitim yıllarına dair özel okula yatkın olmakla birlikte henüz bir fikir geliştirmedim. Çocuğumu ilkokulda devlet okuluna gönderme kararım benim kendi çocuğum için, kendi imkan ve şartlarım dahilinde geliştirdiğim kişisel kararım. Herkes böyle yapmalı diyemem, ancak herkes böyle yapsaydı o zaman özel okullar bu kadar alıp yürümez, devlet okulları bu kadar ötelenmezdi.

“Anne olunca anlarsın” sözü sizin için geçerli oldu mu?

Evet, ama anne olmama rağmen anlamadığım bir sürü şey var.



RAHATLAMAK İÇİN SOSYAL MEDYA

Blogunuzda en çok okunan ve ilgi çeken yazılar hangi konularda?

Kafa karıştırıcı konular, anne-babaların içinden çıkamadığı. Okul konusu bunlardan biri. Bir de konuşulmayan ama herkesçe paylaşılan konular var. Anneliğin zor yanları.  Ve eşler arasındaki ilişki, çocuktan sonra cinsel yaşam konusu da çok okunan bir konu tabii ki.

Blogunuz çocuklarla yaşadığınız stresli bir günden sonra rahatlamanızı sağlıyor mu?

Evet, ancak yetmediği oluyor. Anlık rahatlamalar için sosyal medyayı daha çok kullanıyorum.

“Blogcu Anne” dışında bir kariyer düşünüyor musunuz?

Şu anda hayır. Bunu geliştirmek ve desteklemek şu andaki amacım. Bir kitap projem var, yavaş da olsa üzerinde çalışıyorum. 

Son olarak biraz da babalardan bahsedelim. Sizce erkeklerin baba olarak daha aktif roller alabilmeleri için çocukluktan itibaren nasıl yetişmeleri ve yetişkin olarak kendilerini nasıl eğitmeleri gerekiyor?

Bir kere biz annelerin oğullarımıza “kıymamız” gerekiyor. Onları “erkek evlat” olarak değil de, evin katılımcı bir ferdi olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Erkeklerin baba olmaya nasıl hazırlanmaları gerektiği konusunda bir şey diyemem, ancak şu bir gerçek ki erkeğin babalığa hazırlanmasında da yine kadına iş düşüyor. Bunu “böyle olmalı” anlamında söylemiyorum, ama böyle oluyor maalesef. Okuduğumuz makaleleri kocalarımızla paylaşıyoruz, kitap sayfalarının altını çizip okutmaya çalışıyoruz. Onun sorumluluğunu da fazlasıyla üzerimize alıyoruz. 

Çok teşekkür ederim.

Muhtemelen duymuşsunuzdur Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM) 10 Haziran'a kadar devam edecek olan Rembrandt ve Çağdaşları sergisi açıldı. SSM sergiyle ilgili bilgi veren web sitesine çok faydalı bir kısım eklemiş: Çocuklarla daha eğlenceli ve verimli bir müze gezisi için öneriler.


Bu sergiye (ve diğer başka müze ve sergi gezileri için de faydalı olabilir) çocuğunuzla gitmeyi düşünüyorsanız SSM örneğin şu konularda bilgi veriyor: Gezi öncesi çocuğun merak etmesini sağlamak ve onu bilgilendirmek amacıyla neler yapılmalı, gezinin eğlenceli geçmesi için neler yapılmalı, gezi sonrasında öğrenme süreci nasıl sürdürülebilir.

SSM, ayrıca çocukların sıkılmadan müze gezisinden keyif almaları için kelime avı, labirent, hafıza kartı gibi materyaller hazırlamış, sitelerinden edinebilirsiniz. Bu fikirler hem anne-babaların hem de öğretmenlerin işine yarayabilir.
Dün sorananne.com'dan gelen bir mail ile öğrendiğime göre Kansersiz Yaşam Derneği İstanbul'da yaşayan 50 kadına mamografi hediye ediyor. 

Eğer ilgilenirseniz kendiniz veya bir yakınınız için SoranAnne'deki ve BlogcuAnne'deki yazıları okuyabilir ve "Mamografi istiyorum çünkü..." diye başlayan bir yorum bırakarak çekilişe katılabilirsiniz. 

Son katılım tarihi 18 Mart.
5 yorum | |
Ne Dersin: