07 Şubat, 2012

370 - Hürrem Sultan

Tarih Dergisi'nde Ayşe Özakbaş tarafından hazırlanmış Hürrem Sultan adlı bir makale okudum. Sizinle de ilgimi çeken kısımları paylaşmak istedim.

Tarihi kişiler hakkında doğru bilgiye ulaşmak her zaman mümkün olmuyor. Özellikle de bu kişi Osmanlı'da bir kadınsa ve hakkında birçok efsane dolaşıyorsa. Makaleye göre Hürrem Sultan hakkında güvenilir iki adet kaynak bulunuyor; bunlardan birincisi Kanuni devrindeki Avusturya elçisi Auger Busbecq'in "Türk Mektupları", diğeri ise Kutbettin Muhammed b. Muhammed el- Mekki en-Nehrevani'nin "Fevaidü's-seniyye..." adlı eseri. 

Busbecq'e göre Hürrem Sultan'ın gerçek adı Roxblana'dır. Esir bir cariyeyken Sultan Süleyman'dan erkek çocuğu olur. Hürriyetine kavuştuktan sonra ayrılma tehdidinde bulunarak meşru evlilik yaptırır. Mekki'nin eserine göre ise Hürrem Rus asıllıdır, Kanuni'nin halası Hançerli Sultan'ın cariyesiyken halası tarafından henüz Kanuni şehzade iken ona takdim edilmiştir. Hürrem Sultan hayattayken çocukları arasında hiçbir düşmanlık çıkmamış, ancak kendisi öldükten sonra aile bağları çözülmüştür. Hürrem Sultan, aynı zamanda büyük şehirlerdeki hayır işleri ile tanınmaktadır.


Biliyorsunuz Osmanlı'nın bir döneminde kadınların yönetimde daha çok söz sahibi oldukları bir dönem vardır. Tarih kitaplarında özellikle belirtilmeye çalışılır ki, kadınlar Osmanlı'nın sonunu getirmişlerdir. İşte eşitlikçi eğitim! Neyse konumuza dönersek, bu dönemi inceleyen Leslie Peirce adlı tarihçi, Hürrem Sultan hakkında şunları söylüyor: "Büyük olasılıkla Batı Ukraynalıdır. Polonya'da anlatılanlara göre gerçek adı Alexandra Lisowska'dır ve kendisi Rutenyalı bir rahibin kızıdır. Tatar yağmacılar tarafından esir alınmıştır."

Hürrem Sultan hakkında anlatılanlara göre, kendisi şirin, çok zeki ve kıskanç bir kadındır. Güzelliği ile ünlü değildir. İyi bir politikacıdır. Kısa bir süre içinde Şehzade Mehmet dünyaya gelir. Birçok kaynağa göre Mahıdevran Hatun ve Hürrem Sultan arasındaki anlaşmazlık bir gün Mahıdevran Hatun'un Hürrem'i dövmesiyle sonuçlanır. Bunun sonucunda gözden düşen Mahıdevran Hatun, kısa bir süre sonra Manisa Valiliği'ne tayin olunmuş oğlu Şehzade Mustafa'nın yanına gitmiştir. Peirce'e göre ise Mahıdevran Hatun saraydan sürülmemiş, fakat oğlu sancağa gitmek üzereyken geleneklere uygun bir şekilde saraydan ayrılmıştır. 

Kanuni'nin Hürrem ile nikahlanmasına Osmanlı kaynakları az yer verirken, bu durum Batılı yazarların çok daha fazla ilgisini çekmiş. Valide Sultan'ın ölümü ise Hürrem Sultan'ın haremdeki gücünün daha da artmasını sağlamış. Valide Sultan, İbrahim Paşa ve Hatice Sultan, Mahıdevran ve oğlu Mustafa'nın yanında olmayı tercih etmiş ve kendileri saraydan ayrıldıklarında onlarla mektuplaşarak yakınlıklarını devam ettirmişler. 

Hürrem'in İbrahim Paşa'nın ölümündeki rolü tartışılan bir konu. İbrahim Paşa'nın güçlendikçe yetkilerini suistimal ettiği ve bunun onu ölüme sürüklendiği düşünülse de, Hürrem Sultan'ın da Paşa aleyhinde faaliyette bulunduğu söylenmekte. Bunun sebeplerinin başında ise Paşa'nın Şehzade Mustafa'yı taht için destekliyor oluşu geliyor. 

İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra Hürrem Sultan'ın devlet siyaseti içindeki rolü artıyor. Bazı kaynaklara göre, Hürrem Sultan bu durumu sağlamak için haremi eski saraydan Topkapı Sarayı'na taşıtmıştır. Ancak bu kaynakların doğruluğu tartışılacak seviyededir. 
Kanuni Sultan Süleyman, Tiziano Vecellio
Şehzade Mehmet, Manisa valisi iken vefat eder ve bu ölüm tüm aileyi yasa boğar. Hürrem Sultan tahta oğlu Şehzade Beyazıd'ın çıkmasını istemektedir. Bazı kaynaklara göre Şehzade Mustafa'yı babasının gözünden düşürmek için sahte mektuplar hazırlatmış ve babası hayatta iken onun tahtına göz diktiği algısını oluşturmuştur. Hürrem Sultan'ın planlarını birlikte uyguladığı kişiler arasında kızı Mihrimah Sultan ve damadı Rüstem Paşa gösterilmektedir. Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi onu tahta bir sonraki aday olarak gören halk arasında da üzüntü ve isyana neden olmuştur.

Hayatta kalan şehzadeler Beyazıd ile Selim'dir. Hürrem Sultan hangisinin tahta çıkacağını bilemeden vefat etmiştir. Ölümünden sonra iki kardeş arasında düşmanlık başlamış ve bu durum Beyazıd'ın ve oğullarının ölümü ile sonuçlanmıştır. 

Hürrem Sultan'ın mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla kendisi dış politika ile ilgileniyor ve hatta bu mektuplardan bazılarının Kanuni seferde iken yazıldığı gözönüne alınırsa devlet içindeki önemi de daha iyi anlaşılıyor. Hürrem Sultan, şehzadeleri ile birlikte sancağa gitmemiş, Kanuni'nin yanında kalmıştır. Anlaşıldığı kadarı ile şehzadelerini ziyaret amaçlı yurtiçinde geziler gerçekleştirmiştir. 

Ayrıca Hürrem Sultan hayır işleri ile de ünlüdür. Cami, medrese, çeşme, köprü yapımları, tamirleri için servetinin büyük kısmını harcamıştır. İstanbul'daki Haseki semti, Hürrem Sultan'ın ünvanını taşımaktadır. Ayrıca, Haseki Camii, Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Hürrem Sultan türbesi, Sultan Süleyman türbesinin yanında Süleymaniye Camii'nin bahçesinde bulunmaktadır. 

Son olarak, Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan için yazdığı gazel:

Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım

Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım

Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım

Nebatım, sükkerim, genc,m, cihan içinde bi-rencim
Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım

Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım

Saçı varım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım
Ölürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım

Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!

Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman’ın mahlası)



Bugünkü dille:

Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.

Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım
Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm,

Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem.
Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı,

Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim.
Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı,

İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim.
Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım.

Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım!
Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim.

Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni öğmek için görevlendirilmiş gibiyim.
Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.




Kaynak: Ayşe Özakbaş, "Hürrem Sultan", Tarih Dergisi, Sayı: 36, 2000

Ne Dersin:

2 yorum:

Adsız dedi ki...

vaaayyy be ne şiirmiş ama şimdikilerde aşkmı hürremle kanunininkinin yanında.allah rahmet etsin nur içinde yatsınlar hepside....

Adsız dedi ki...

iktidarı elinde tutan bir adama nabza göre şerbet vermiş... yazılan şiirler dönemin modasıdır, bugünkü mesaj çekmenin o dönemdeki karşılığıdır...

gücü elinde bulunduran adama itaf edilen bu sözlere aşk demek saflık olur.