28 Şubat, 2013

Konuk yazardan: "Televizyon ve Şiddet" (3. Bölüm)

Perşembe, Şubat 28, 2013 Gönderen Berna Arslan , , , yorum yok

Feryal Çubukçu'nun yazısına üçüncü ve son bölümüyle devam ediyoruz. Bu bölümde "mutlu şiddet" kavramının, yani eğlencenin ve mizahın şiddet içeriğiyle birlikte kullanımının, şiddetin kolay kabul edilmesini sağladığı olgusundan bahsediliyor.

Yazının ilk bölümü için buraya, ikinci bölümü içinse buraya tıklayın. Diğer konuk yazarlarımızın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Siz de konuk yazar olmak istiyorsanız, tıklayın.


Gerbner, ekranda görülen şiddetin büyük çoğunluğunu ifade etmek için bir terim üretmiştir: “Mutlu Şiddet”. Tarihi hikâyelerde, masallarda, edebi eserlerde şiddetin temsilleri görünmektedir, ancak bunlar kahramanlığa, gerçekçi bir trajediye aittir. Televizyonla birlikte şiddet, mutlu sonla biter hale gelmiştir.

Gerbner, televizyonu bir bütün olarak inceler, tek tek programlar üzerinden değerlendirme yapmaz. Gerbner’in araştırma yöntemi birçokları tarafından bu yüzden eleştirilmiştir, çünkü açıkça şiddet üzerine kurgulanmış aksiyon filmlerini, çizgi film ya da komedi filmlerinden ayırmaz. Gerbner’e göre çizgi filmlerdeki eksik fiziksel hasar olgusu, şiddetin sinsice gizlenen varlığını örter. Eğlence unsurunun ve mizahın şiddet içeriğiyle beraber kullanımı şiddetin kolayca kabul göstermesini sağlar.

Televizyonda gösterilen ve görece masum olarak nitelendirilebilecek çizgi filmlerdeki şiddetle ilgili Michigan Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Çocukluk dönemleri 70’lerin sonuna denk gelen 329 yetişkinin uzun yıllar içerisinde değerlendirilmesine dayalı araştırmada, aralarında Türkiye’de de gösterilen “6 milyon dolarlık adam” ve çizgi film “Roadrunner”ın da bulunduğu şiddet içeren programları izleyen bu çocukların, yetişkinliklerinde bu dizileri izlemeyenlere oranla iki kat saldırgan oldukları belirlendi. Şiddet dolu programlar izleyen erkeklerin yüzde 20’sinin bir tartışma anında eşlerini itip kaktıkları ya da darp ettikleri, kadınların yüzde 20’sinin de eşlerinin başına bir cisim attıkları tespit edildi. Söz konusu programları izlemeyenlerde bu oranın yüzde 10 olduğu belirtildi.

Televizyon yapımlarında şiddet pek çok sorunun çözümü olarak gösterilmektedir ve ciddi bir soruna yol açmaz. Çok fazla televizyon seyretmek, şiddetin normal ve sorunları çözmenin etkili bir yolu olduğu düşüncesini insanlara aşılar. Bir diğer etkisi de, acıya ve kurban olma durumuna karşı kişileri duyarsızlaştırmasıdır. Karşı koyma, kurbana empati kurma, protesto davranışlarını göstermeme gibi etkilere yol açar.

Televizyon dünyayı olduğundan daha kötü gösterdiği için, çok televizyon izleyen kişiler de dünyayı böyle algılar. Gerbner, bu sendromu “acımasız dünya sendromu” olarak adlandırmıştır. Ona göre, kişiler televizyonda ne kadar çok şiddet görürse, kendilerini şiddet tarafından o kadar tehdit altında hisseder. Böylece, daha katı kanun ve düzen oluşumlarına destek verme eğiliminde olurlar.


Korkan bireyler, kendilerini bu histen kurtaracak her türlü çözüm önerisinin kabulüne daha sıcak bakarlar. En temel hak ve özgürlüklerinden bile taviz verebilirler. Bu anlamda, daha kolay denetlenebilecek, yönetilebilecek ve yönlendirilebilecek kitleler korku ve korkunun giderilmesi ekseninde yaratılmış olur. Birçok insanın hayat ve dünya hakkında bildikleri aslında medya kaynaklıdır. Özellikle Amerikan medyasının en büyük özelliği şiddetin sürekli olarak ekranda yer almasıdır. Şiddet ise, gerçek hayatın yüz misli sıklıkta ekranlarda yer almaktadır. 

Türk televizyonlarındaki habercilik anlayışında şok etkisi yaratacak başlıkların seçilmesi, tedirgin edici fon müzikleriyle sunulması, izleyicinin zihninde yer edecek görüntülerin haber boyunca tekrar tekrar gösterilmesi kişilerin olayları çok daha şiddetli algılamasına neden olmaktadır.

Küresel anlamda Amerika’nın dünya ve özellikle Türkiye politikası üzerindeki etkilerine bakılacak olursa, Gerbner’in kuramının televizyon yapımlarındaki niceliksel şiddeti saptamasının ne denli önemli olduğu anlaşılır. Gerçek dünyanın televizyonda tam olarak yansıtılabilmesi gerçekleşmesi zor bir ideal olsa da, Gerbner’in kuramının bilincinde olarak çok daha gerçekçi, toplumu daha etkili şekilde temsil eden yayınlar hazırlanabilir.

İçinde şiddet barındıran Tom ve Jerry, Roadrunner, Tweety ve Sylvester gibi Amerikan kaynaklı çizgi filmlere, kurtarıcı bir alternatif olan Pepee buna iyi bir örnektir. Okul öncesi çocuklar için animasyon teknikleriyle hazırlanan bu Türk yapımı çizgi film, çocuklara milli değerleri aşılaması ve kültürel mirasımızı tanıtması bakımından da faydalıdır. 


Türk dizilerinde ise artık azınlıklara, engellilere, türbanlılara ve dindar-muhafazakâr karakterlere yer verilmesinin zamanı gelmiştir. Dizilerde işlenen konular açısından bakıldığında ise, sadece kendi derdiyle meşgul olmayan, toplumsal anlamda katma değer yaratan, sosyal sorumluluk bilinci olan bireylere ihtiyaç vardır. Toplumun genelini daha doğru bir şekilde yansıtmak, televizyon ve gerçek hayat arasındaki algı uçurumunu kapatmakta önemli bir adımdır.

Resim kaynak:
http://www.topics-mag.com/edition02/images/tv_kidsyuki.jpeg
http://shivajivarma.files.wordpress.com/2010/12/road-runner.jpg 
http://25.media.tumblr.com/tumblr_lmai8pZKUD1qgq4xro1_400.jpg
Ne Dersin:

0 yorum: